Babam dünyada tanıyabileceğiniz en sakin insanlardan biriydi.
Hayatım boyunca asabiyetini, öfkesini, sesini yükselttiğini görmedim.
O yüzden size şimdi anlatacağım anım kafamda çakılıp kalmış.
Herhalde kardeşimle üç ve dört yaşındayız. Babam Kıbrıs’taki ilk elçimizdi. O
tarihte Türkiye Cumhuriyetinin en genç elçisi olmuştu. Zor zamanlar. Kıbrıs
çıkartmasının hemen ardı. O harıl harıl çalışırken biz zamanımızın çoğunu
sefaretin rezidansı olan Villa Fırtına’da geçiriyoruz. (Eskiden Villa Fortuna imiş,
ada ikiye ayrılınca tanrıça Fortuna olmuş Fırtına). Kardeşimle bahçede çamların
altında, çiçeklerin içinde, köpeklerimiz, hindilerimiz, kazlarımız ve
tavuklarımızla geçirdiğimiz mükemmel bir gün. Hortumla birbirimizi ıslatıyoruz.
Babam işten geliyor ve hatırlayabildiğim kadarıyla hayatımda ilk ve son kez
sesini yükselterek, “yazık değil mi devletin suyuna, ziyan ediyorsunuz?” diye bize
kızıyor. Su hemen kapatılıyor tabii. Büyük bir ders alıyoruz. Devletin malı her
şeyden daha kıymetli, biz onu çarçur edemeyiz, korumak, kollamak için oradayız.
Kıbrıs’ta geçirdiğim ilk beş yılımdan çok sahne kalmıştır ama bana en çok tesir
eden bu anımdır. Hey gidi hey.
Nereden nereye!
Yıl 1993. Ankara’dayız. Küçük bahçemizde yine kardeşim Arda ile
beraberiz. Bana bisiklete binmeyi öğretiyor. Bu konularda hep beceriksiz
olmuşumdur, Arda ise benden çok daha sportif. Tam üstünde duracağım korkunç
bir patlama oluyor ve yer sarsılıyor. Deprem mi oldu, ne oldu? Çok geçmeden
öğreniyoruz. Uğur Mumcu katledilmiş. Evde yas hali. Uğur Mumcu annemin ve
babamın arkadaşıydı. Babamın kütüphanesinin içinde büyümüş, ona hayran bir
kız çocuğu olarak kitaplarının kapaklarını ezberlerdim, Uğur Mumcu’nun tüm
kitapları da orada duruyor. Annem de babam da bize anlattılar. Öldürülen
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en dürüst, çalışkan, idealist gazetecilerinden biri.
Kötülükleri korkmadan ifşa eden, ülkemizin menfaati için çalışan iyi bir insan.
Haliyle bu cinayetten çok etkilendik. O gün gözümün önünden gitmiyor. O pembe
bisiklete bir daha hiç binmedim, binemedim. Benim için bir travma oldu. Bir
filmin açılış sahnesinde bisiklete binmem gerektiği için üstünde zar zor durup
sahneyi kotarıyorum. Ama sonra bir daha hiç binmiyorum. Uğur Mumcu’nun
cinayeti hala fail-i meçhul. Aslında herkes biliyor ama tuğlalar bir türlü
çekilemiyor. Bugün Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili tekrar konuşulmaya başlandı
ama medya alıştığımız üzere üç maymunu oynuyor. Korku ve kirli ilişkiler bizi
paralize etmiş vaziyette, öfke ve bulantı karışımı bir duygu ile seyirci olmaktan
öteye gidemiyoruz. Uğur Mumcu’nun işaret ettiği her türlü pis ilişkinin ipi
ortalığa saçılmış vaziyette. Aradan neredeyse 30 yıl geçmiş hala onun yaptığı
haberler taze. Bugün onun gazeteciliğine yaklaşan üç-beş muhabir ise hapis ve
ekonomik buhranla sınanıp susturuluyor.
Nereden nereye!
Bir tarafta mafya babaları bir tarafta devlet babaları, biz aralarında
sıkışmış temiz toplum hayalleri kurarak medyadaki babalar ve abilerin pinpon
topu gibi tartışmalarını izliyoruz. Bütün renkler kirlendi ama en karası ak.
Güvenilir hiçbir kurumun kalmamış olması, sığınacak limanların betonla
doldurulmuş olması bizi daha da nefessiz bırakıyor. İşte böyle zamanlarda
babamı gerçekten arıyorum. Bir taraftan bugünleri görmediği için seviniyorum,
memleketini her şeyden daha çok seven babacığım kahrolurdu, o kesin. Ama bir
taraftan da onun gibi vatanperver insanlara ihtiyacımız her zamankinden daha
fazla. Gezinin son günlerinde kaybetmiştik onu. Bu gençlerden umudum çok diye
diye gitti. Ümit ediyorum ki onu utandırmayacağız.
Eşyanın kanunu- bugünler geçecek, adalet ihtiyacımız bir gün görülecek,
onu biliyorum. Ama bu arada daha kaç nehir kuruyacak, kaç okyanus boşalacak,
kaç ağaç devrilecek, mesele bu.

Babanızı tasvir edişinizi okurken sizin naifliğinizi ve kibarlığınızı nereden aldığınızı anladım, babanızı rahmetle anıyorum…
😘
Vay be ! Çok güzel yazıymış. Babanız iyi ki görmemiş bu günleri, vesselam.
Rejenerasyon dejenerasyonun doğal sebebi iken bu bozunumları azaltabilecek engelleyebilecek nesiller yetiştiremediğimiz sürece tükeniş kaçınılmaz olacak.
Ne mutlu o çocukları nicel ve nitel olarak yetiştiren kutsal anne babalar…
Çok güzel yazı .. O günlere gittim . Babamın da yakın arkadaşıydı Uğur Mumcu, üniversiteden sınıf arkadaşı ve sohbetlerine çok şahit olmuştum bizim evimizde. Çocuktum ama kitaplarının isimlerini ezbere bilirdim. O dönemleri iyi hatırlıyorum . Nerden nereye lafı nasıl da insanın ağzından dolu dolu çıkıyor. Öyleydi bir zamanlar .. Babalarımız nur içinde yatsın
İnsanın babasıyla gurur duyabilmesi babasını özleyebilmesi güzel bir duygu olmalı. Babamla ilgili aklıma işlemiş bir anı var. Doğu Karadeniz’in küçük bir şehrinde yaşıyoruz 9/10 yaşındayım.. Mevsimlerden kış soğuk kar… Babam eve geldi Ozan hadi avlanmaya gidiyoruz dedi. Genellikle hep arkadaşlarıyla giderdi. O kadar mutluydum ki babam benimle vakit geçirecekti. Annem üstümü giydirirken babana inat etme diye tembihledi. (Hala inat biriyimdir.) Velhasıl avlanacağımız yere geldik. Babam boynuma mermileri astı ve elbette sessiz olmamı söyledi. Genellikle domuz veya tavşan avladığı için ben ağaçların arasına bakıyorum kendimce… 🙂 Belki bişey fark edersem bana aferin der diye hevesliyim. Bir gürültü ve gökyüzünden düşen bi kuş… korkudan dizlerim titriyor ve hıçkırıklarım içime akıyor tabiri caizse. Kuşları çok seviyorum ve kuş almak için okul çıkışı tatillerde çalışıp para biriktirmeye çalışıyorum(dum). Korkudan ağlayamadım. Tabiki ölü kuşları bana taşıttı. Neyse devamı çok karışık.. Buna benzer birçok anım var maalesef. Beni o karanlıktan kurtaran kitaplar oldu. Nefes alabildiğim bi oda gibiydi kitaplar. İyi ebeveyn olmanın veya olmamanın sebeplerini öğrendim. Elbette bu
Zincirdi.. refah düzeyi, eğitim kalitesi, doğru insanla evlenmek vs. Neden yazdım tam bilmiyorum ama lütfen bu yorumu okuyan olursa şayet iyi ebeveyn olmayı seçin. 🫶
Yaşlarımız yakın, çocukluk döneminizden anlattıklarınızın büyük bölümü dün gibi gözümün önünde beliriverdi adeta. Benim babam askerdi, aynı sevgili babanız gibi saygılı ve vatan düşkünü bir insan. Kaleminiz çok naif ve akıcı, unutulmaya başlayan tüm kıymetli değerleri, duyguları sevgiyle iletiyor. Lütfen yazmaya devam edin, bu vatanın sizin gibi aydın ve sevgiyle yoğrulmuş doğru insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacı var.
Güneş balçıkla sıvanmaz, ışık mutlaka yolunu bulur.
Mutlu ve sağlıklı kalın.
Dedenizi deontoloji derslerimizden biraz tanırım. Dededen toruna entelektüel tavrınız ve vatansever duruşunuzu selamlıyorum.
Babanızı rahmetle anıyoruz